Müzikte 'belirlenmemiş'lik, john cage, 
elektronik ve ötesi; kararsız kararlar 
 

müzikte belirlenmemişlik, çoğu kez bilinçli ya da bilinçsiz bir 
john cage 50'li ve 60'lı yılların unutulmaz bir elektronik çalışması haline gelen 'indeterminacy' -belirlenmemişlik-te kendince bir manifesto ortaya koyma çabasındadır ve bu çalışma cage'in derdini anlatabilme konusunda belki de en başarılı olabildiği zaman dilimini kapsayacaktır. aslında çalışma tam bir ses örgütlenmesidir. john cage sürekli olarak konuşmakta, kendi hayatından kısa hikayeleri, o an aklına gelenleri, belirlenmemişlik ve 'ses' hakkındaki deneyimlerini anlatmaktadır. tüm bunlarla eş zamanlı olarak duyduğumuz 'elektronik' yollarla elde edilmiş seslerin varlığıyla birlikte kulağımıza ulaşan ve kimi zaman hızlı bir şekilde okunarak tekrarlanan bir metin, ne anlattığıyla değil ama ses niteliğiyle önceden öngörülmemiş bir süreç yaratmaktadır. belirlenmemiş sesleri dinleme isteğine ilişkin olarak cage indeterminacy'de şöyle der: 'bir gün david tudor evimde piyano başında bir şeyler çalıyordu. aynı anda pencere dışından caddeden gelen sesleri duydum ve david'den çalmayı kesmesini istedim.' mutlak sessizliğe ilişkin deneyimini ise yine aynı çalışmada aktaracaktır: 'harvard'da sesten tamamiyle yalıtılmış olduğunu söyledikleri bir odaya girdim. mühendis karşımda duruyordu. odadan çıktığımda içerde biri yüksek, biri de alçak olmak üzere iki ses duyduğumu söyledim. benden sesleri tanımlamamı istedi. dediğini yaptım. yüksek olanın operasyondaki sinir sistemimin, alçak olanın da dolaşımdaki kan olduğunu söyledi.' 

20. yüzyılda müzikte belirlenmemişlik hiç kuşkusuz cage'le birlikte gelmiş bir eğilim değildir. ikinci viyana kompozitörleri (arnold schönberg, alban berg, anton webern) veya edgar varese gibi ilk elektronik müzik örneklerinin yaratıcısı olan bir çok kompozitör 'belirlenmemiş' yapıtlara imza atmışlardı. ancak kuşkusuz cage ve 'tayfası' kuram ve pratik anlamında çok daha farklı bir yerde duruyordu. cage'in fikirleri, akademik olmayan ve yıllar boyu aynı 'yenilikler'le devam edemeyecek düşünceler olmalarının yanı sıra, çalışmaları sarsıcı ve bir o kadar 'gerekli'ydi. cage'in yanı sıra morton feldman, christian wolf ve earle brown gibi isimler birbirine yakın fikirleri savunuyor ve bugünkünün tam aksine inanılmaz tepkilerle karşılaşıyorlardı. cage'in raslamsallığı zar atarak müzik yazmaya kadar çeşitli yöntemleri kullanabilen ve 'bunu herkes yapabilir' fikriyle 'fluxus'a yakın durabilen bir tavır sergiliyordu. akımın içinde cage'in buluşlarını akademik formasyona dönüştürmeye çalışan isim ise earle brown'dır. earle brown'ın 'açık form' kavramı belki de bu topluluğun müziksel davranışlarını akademik olarak açıklamak konusundaki en anlaşılabilecek çabadır. 

cage, üst başlık olarak her ne kadar 'indeterminacy-belirlenmemişlik' kavramını kullanmış olsa da aslında şans kavramına vurgu yapar ve bu bağlamda avrupa'nın belirlenmemişlik kavramından uzaklaşır. bu farklı yaklaşımların en açıkça görüldüğü yer ünlü cage-boulez tartışmasıdır. john cage'in sese ilişkin 'kendiliğindenlik, kontrolsüzlük ve belirlenmemişlikle' yol bulan algılama edimleri, pierre boulez'in doğaçlamaya yakın daha güdümlü bir raslamsallığa yönelen eğilimleriyle çatışır. mektup sayfalarında rastlanılan bu tartışma aslında amerika ve avrupa'daki raslamsal müziğe ilişkin baskın iki eğilimin bugün dahi süregelen omurgasını oluşturacaktır. avrupa müziği, amerika'dan farklı olarak belirlenmemiş çalışmaları uzun yıllar içine sindirememiştir. avrupa'daki müzik akademilerinin ve çağdaş müzik ekollerinin en çok üstüne eğildikleri nokta 'dizisellik'tir. çünkü dizisellik, 20. yüzyıl müziği içinde akademi tarafından taklit edilebilir formasyona kavuşturulabilmiş ve kavuşturulabilecek belki de tek eğilimdir. doğaçlama geleneği ise buradan durup bakıldığında, belirlenmemiş müziğe kıyasla çok daha sınırlayıcı ve 'belirlenmiş' bir davranıştır. en azından iki kişinin bir araya gelip yaptığı doğaçlama bile birlikte çalabilmekten geçen kurallara ve tarzlara sahiptir. belirlenmemiş müzik için müzik 'ses'ten başka bir şey değildir ve ortada bir ses örgütlemesi mevcuttur. doğaçlama ise ister istemez bir tarza sahiptir. çalınan frekanslar değişebilir ama diğer göz ardı edilmeye yatkın onlarca parametre kendini korumalı ve stili oluşturmalıdır. 

müzikte belirlenmemişlik, içinde çok farklı eğilimleri bulunduran ve kullanım alanı indeterminacy projesinden beri genişleyen müzikal tartışmaların vazgeçilmez durağıdır. ancak 'orijin'al yönüyle istenildiği kadar sınırlandırılıp, genişletilebilen bir hareket alanına ve tartışma potansiyeline sahip olan bu kavram, akustik-elektronik-müzik-ses gibi bir çok 'sözcük'ün 'ötesi' ve 'üstü'nde sembolik olmayan bir kavranabilişle algılanma riskine de sahiptir. bu açılım ister istemez bize, cage ve boulez'in tartışmasını anlayabilmemize hatta taraf olabilmemize neden olacaktır. 

elektronik müzik tanımları yıllar içinde çoğaldı ve bir dizi değişikliklere sahne oldu. ancak içlerinde en elle tutulur olanı büyük ihtimalle ilk olanıdır. elektronik müzik sesin elektrik sinyallerine çevrilmesiyle üretilmiştir ve bugün bizim akustik müzik dediğimiz bir çok çalışma aslında -elektroniktir- audio cd'den dinlediğimiz akustik bir piyano kaydı bu tanımlama karşısında kesinlikle elektronik müziğin kapsama alanı içindedir. çünkü ses, analog ya da dijital ortamlarda yeniden elde edilen ve elektrik sinyallerine dönüştürülüp hoparlörlerden kulağımıza ulaşan -ve çoğu kez sanki bu bir zorunlulukmuş gibi davranılan- ses dalgalarıdır ve bu anlamda yapısal olarak -akustik- e uzaktır. bu görüş, elbette ki bugünün affect'ine ve istençlerine hiç de yakın değildir. yine de bununla birlikte müziğin elektrik devreleri ve elektronik sistemlerin dışında gerçekleştirebileceği bir -farklılaştırma çabası- olmadıkça bu somut tanımlama kendini tekrar edebilen ve taklitleri üretilebilen bilimsel şablonları yeniden ve yeniden üretme pratiği ile ilgili olarak geçerliliğini önemli bir zaman dilimi için koruyacaktır. elektronik müzik tüm alanlar içinde belirlenmemiş olmaya en azından geleneksel olarak daha yakındır ve bu anlamada kurgusuz bir raslamsallığa da açıktır. philip glass, steve reich gibi minimalist kompozitörlerin yapıtları düşünüldüğünde ve söz konusu aynı dokuyu tekrar etmek olduğunda nietzche'nin 'bengi dönüm' fikri ve doğu düşünme sistemleri bu müzikle trance tekno gibi türler arasındaki iki farklı ve zıt yönü görmemizi sağlayacaktır. 

müzikte belirlenmemişlik; popüler genre'ları hiçbir zaman etkileyip, kitlelerle paylaşılamamış, kendi içine kapalı bir eğilim olarak görülebilir. ancak aksi örnekleri yakalamak pek de zor değildir. cage'in fikirleri ve 'şans öğesi' bugün jan garbarek'in interview'larında, king crimson'un birkaç erken dönem çalışmasından sonic youth'un ilk zamanlarına kadar, brian eno gibi isimlerin gökten elma misali düştüğü fikrini çürütürcesine etkilenimlerini sürdürmektedir. 
 

yukaridaki yazi aylik modern elektronik muzik dergisi 5. sayisinda yer almistir. 
(generalised uneasiness, 11.09.2002 13:25) 
ally mc beal dizisindeki, "biscuit" lakapli degi$ik karakter. kendine odakli bi adamdir ve cevresini hep unutur. bazi huylari ile stilize edilmi$ ben gibi duruyor adam. gerci ben pek kekeme sayilmam, bi araba insan icinde durup du$uncelere de dalmiyorum, garip el ve surat mimiklerim de yok, onemli bir$eyden once tekrarlardigim moralizasyon ritüellerim de yok, ay tamam ayol, benzemiyo bana, ho$uma gitti adam benzesin bana da ilgi cekiim biraz dedim suc mu i$ledim yani, hah lafi aldiniz agzimdan, mutlu musunuz, terbiyesizler sizi be 
(zebellah, 28.09.2002 03:57) 
duru$malarda kendine ait dikkat dagitma metodlarina hasta oldugum ally mc beal karakteri. ayrica savunmasindaki onemli kelimeleri juriye "let's repeat together.." repligiyle koro halinde tekrarlatir, juri de her seferinde pa$a pa$a tekrarlar. gercekte olsa "ne diyon lan denyo adam gibi savunma yapacaksan yap $ebek miyiz biz?" demezler mi, derler. 
(nevermind, 12.10.2002 23:53) 
ally mcbeal dizisinde " pokipsi "* kelimesi ile konsantrasyonunu saglayan, hatta kekemeligini kontrol altına alan kişi. 
(supurge sopasi, 13.10.2002 19:33) 
karnından istediği zaman garip sesler çıkartabilen ve bunu diğer dikkat dağıtma yöntemleri gibi müvekkili leyhine kullanan ally mc beal dizisinin en ilginç karakteri. 
(teenspirit, 18.10.2002 01:03) 
ally mcbeal'ın deli avukatı.. 
(goldenwand, 25.10.2002 14:00) 
burun ıslığı kişisi 
(murdock, 31.10.2002 11:23) 
yakışıklı değil ama sempatik.. 
(umut, 31.10.2002 14:57) 
son zamanlarda kurbagasi ile olan iliskisi on plana cikan super sahsiyet. cesitli kereler olumden donmesine ragmen kurbaganin sonunda sahibine yemek olmasi da kaderden kacilamayacagini bir kez daha ispatlamisdir netekim... 
(xanadumoon, 01.11.2002 21:51) 
müzik dünyasınca en az yadırganmış birkaç icraatından birisi "hazırlanmış piyano"sudur. piyanonun tellerini birbirine bağlayarak ve aralarına plastik parçalar, sopa gibi birtakım gereçler ekleyerek tınısını değiştirip "hazırlanmış piyano için konçerto" sunu bestelemiş bir sanat yaşamını mücadele ediorum diye tanımlayan bir şahıs. 
(nesli, 11.11.2002 22:04) 
cage'e göre insan neyi tutuyorsa onu öder ve herkes herşeye iştirak edebilir. sanatçı denilen insan da insandır sonuçta ve sanat da yaşamın ta kendisidir. bunun için 1962'de yaptığı 0' 00'''ı ve onlarca benzerini en sofistike eserleri kadar önemsemiştir. 0' 00''ın icra edildiği "konser"de sahnede sebzeleri temizleyip, dilimleyip, onları blender'ın içine koyar ve çıkan suyu içer! 
(nesli, 11.11.2002 22:07) 
cage'in yaşamı neredeyse çalışmaktan ibarettir. en fazla önem verdiği kavramlardan birisi disiplindir. onun "tesadüfi" müziği de aslında büyük bir disiplinin ürünüdür. blender'dan geleneksel enstrumanlara, oyun kağıdından hazırlanmış piyanosuna abartısız "herşey"le yaptığı, müzik aslında ciddi bir felsefenin ürünü değil, kendisidir. yaşamın da sanatın da sanıldığı ve sunulduğu gibi olmayabileceğini göstermeye adamıştır ömrünü. hayatında müzikle birlikte doğu felsefeleri, şiir, mimari, resim, mantarlar (mantarlar üzerine yüzlerce kitap okur, evinde ömür boyu mantar yetiştirir), makrobiyotik diyet (1976'da yoko ono'nun önerisiyle makrobiyotik diyete başlar ve bu sayede hastalıklarının iyileştiğini, uzun yaşadığını söyler), yazarlık gibi birçok uğraş daha vardır. bunların hepsiyle, tıpkı müzikle olduğu gibi büyük bir disiplin ve titizlik içerisinde uğraşır. bu kadar çeşitli alanda faal olan cage, hiçbir zaman bir enstruman üzerinde virtuoz olmayı denememiş, bunu önemsememiştir... 
(nesli, 11.11.2002 22:08) 
 

 
Copyright © 1999-2012 Sourtimes Entertainment 

Bu sayfada yazilanlarin tum haklari Sourtimes'a aittir. Kaynak belirtmeden "dur $unu arkada$lara maille forward ediim eheh" diye aklindan geciren dombilidir, taocudur. Yazilan entrylerin iceriklerinden yazarlari sorumludur bir gun "kim lan bunlar" diye kapiya biri gelirse "abi buyur hepsi emaili kayitli as kes" denecektir.