| Müzikte
'belirlenmemiş'lik, john cage,
elektronik ve ötesi; kararsız kararlar müzikte belirlenmemişlik,
çoğu kez bilinçli ya da bilinçsiz bir
20. yüzyılda müzikte belirlenmemişlik hiç kuşkusuz cage'le birlikte gelmiş bir eğilim değildir. ikinci viyana kompozitörleri (arnold schönberg, alban berg, anton webern) veya edgar varese gibi ilk elektronik müzik örneklerinin yaratıcısı olan bir çok kompozitör 'belirlenmemiş' yapıtlara imza atmışlardı. ancak kuşkusuz cage ve 'tayfası' kuram ve pratik anlamında çok daha farklı bir yerde duruyordu. cage'in fikirleri, akademik olmayan ve yıllar boyu aynı 'yenilikler'le devam edemeyecek düşünceler olmalarının yanı sıra, çalışmaları sarsıcı ve bir o kadar 'gerekli'ydi. cage'in yanı sıra morton feldman, christian wolf ve earle brown gibi isimler birbirine yakın fikirleri savunuyor ve bugünkünün tam aksine inanılmaz tepkilerle karşılaşıyorlardı. cage'in raslamsallığı zar atarak müzik yazmaya kadar çeşitli yöntemleri kullanabilen ve 'bunu herkes yapabilir' fikriyle 'fluxus'a yakın durabilen bir tavır sergiliyordu. akımın içinde cage'in buluşlarını akademik formasyona dönüştürmeye çalışan isim ise earle brown'dır. earle brown'ın 'açık form' kavramı belki de bu topluluğun müziksel davranışlarını akademik olarak açıklamak konusundaki en anlaşılabilecek çabadır. cage, üst başlık olarak her ne kadar 'indeterminacy-belirlenmemişlik' kavramını kullanmış olsa da aslında şans kavramına vurgu yapar ve bu bağlamda avrupa'nın belirlenmemişlik kavramından uzaklaşır. bu farklı yaklaşımların en açıkça görüldüğü yer ünlü cage-boulez tartışmasıdır. john cage'in sese ilişkin 'kendiliğindenlik, kontrolsüzlük ve belirlenmemişlikle' yol bulan algılama edimleri, pierre boulez'in doğaçlamaya yakın daha güdümlü bir raslamsallığa yönelen eğilimleriyle çatışır. mektup sayfalarında rastlanılan bu tartışma aslında amerika ve avrupa'daki raslamsal müziğe ilişkin baskın iki eğilimin bugün dahi süregelen omurgasını oluşturacaktır. avrupa müziği, amerika'dan farklı olarak belirlenmemiş çalışmaları uzun yıllar içine sindirememiştir. avrupa'daki müzik akademilerinin ve çağdaş müzik ekollerinin en çok üstüne eğildikleri nokta 'dizisellik'tir. çünkü dizisellik, 20. yüzyıl müziği içinde akademi tarafından taklit edilebilir formasyona kavuşturulabilmiş ve kavuşturulabilecek belki de tek eğilimdir. doğaçlama geleneği ise buradan durup bakıldığında, belirlenmemiş müziğe kıyasla çok daha sınırlayıcı ve 'belirlenmiş' bir davranıştır. en azından iki kişinin bir araya gelip yaptığı doğaçlama bile birlikte çalabilmekten geçen kurallara ve tarzlara sahiptir. belirlenmemiş müzik için müzik 'ses'ten başka bir şey değildir ve ortada bir ses örgütlemesi mevcuttur. doğaçlama ise ister istemez bir tarza sahiptir. çalınan frekanslar değişebilir ama diğer göz ardı edilmeye yatkın onlarca parametre kendini korumalı ve stili oluşturmalıdır. müzikte belirlenmemişlik, içinde çok farklı eğilimleri bulunduran ve kullanım alanı indeterminacy projesinden beri genişleyen müzikal tartışmaların vazgeçilmez durağıdır. ancak 'orijin'al yönüyle istenildiği kadar sınırlandırılıp, genişletilebilen bir hareket alanına ve tartışma potansiyeline sahip olan bu kavram, akustik-elektronik-müzik-ses gibi bir çok 'sözcük'ün 'ötesi' ve 'üstü'nde sembolik olmayan bir kavranabilişle algılanma riskine de sahiptir. bu açılım ister istemez bize, cage ve boulez'in tartışmasını anlayabilmemize hatta taraf olabilmemize neden olacaktır. elektronik müzik tanımları yıllar içinde çoğaldı ve bir dizi değişikliklere sahne oldu. ancak içlerinde en elle tutulur olanı büyük ihtimalle ilk olanıdır. elektronik müzik sesin elektrik sinyallerine çevrilmesiyle üretilmiştir ve bugün bizim akustik müzik dediğimiz bir çok çalışma aslında -elektroniktir- audio cd'den dinlediğimiz akustik bir piyano kaydı bu tanımlama karşısında kesinlikle elektronik müziğin kapsama alanı içindedir. çünkü ses, analog ya da dijital ortamlarda yeniden elde edilen ve elektrik sinyallerine dönüştürülüp hoparlörlerden kulağımıza ulaşan -ve çoğu kez sanki bu bir zorunlulukmuş gibi davranılan- ses dalgalarıdır ve bu anlamda yapısal olarak -akustik- e uzaktır. bu görüş, elbette ki bugünün affect'ine ve istençlerine hiç de yakın değildir. yine de bununla birlikte müziğin elektrik devreleri ve elektronik sistemlerin dışında gerçekleştirebileceği bir -farklılaştırma çabası- olmadıkça bu somut tanımlama kendini tekrar edebilen ve taklitleri üretilebilen bilimsel şablonları yeniden ve yeniden üretme pratiği ile ilgili olarak geçerliliğini önemli bir zaman dilimi için koruyacaktır. elektronik müzik tüm alanlar içinde belirlenmemiş olmaya en azından geleneksel olarak daha yakındır ve bu anlamada kurgusuz bir raslamsallığa da açıktır. philip glass, steve reich gibi minimalist kompozitörlerin yapıtları düşünüldüğünde ve söz konusu aynı dokuyu tekrar etmek olduğunda nietzche'nin 'bengi dönüm' fikri ve doğu düşünme sistemleri bu müzikle trance tekno gibi türler arasındaki iki farklı ve zıt yönü görmemizi sağlayacaktır. müzikte belirlenmemişlik;
popüler genre'ları hiçbir zaman etkileyip, kitlelerle paylaşılamamış, kendi
içine kapalı bir eğilim olarak görülebilir. ancak aksi örnekleri yakalamak
pek de zor değildir. cage'in fikirleri ve 'şans öğesi' bugün jan garbarek'in
interview'larında, king crimson'un birkaç erken dönem çalışmasından sonic
youth'un ilk zamanlarına kadar, brian eno gibi isimlerin gökten elma misali
düştüğü fikrini çürütürcesine etkilenimlerini sürdürmektedir.
yukaridaki yazi aylik
modern elektronik muzik dergisi 5. sayisinda yer almistir.
Bu sayfada yazilanlarin tum
haklari Sourtimes'a aittir. Kaynak belirtmeden "dur $unu arkada$lara maille
forward ediim eheh" diye aklindan geciren dombilidir, taocudur. Yazilan
entrylerin iceriklerinden yazarlari sorumludur bir gun "kim lan bunlar"
diye kapiya biri gelirse "abi buyur hepsi emaili kayitli as kes" denecektir.
|